Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player


İLİŞKİLERDE BAŞARI

   

 

                                                            

 

 

"Öz gözlemleme Öz düzeltmedir.. "

 

 

İnsan yaşamında ilişkiler her anlamda önemli bir yer tutar.Aslında yaşadığımız her türlü ilişki bizim kendi yaşamımıza ışık tutar.Bu anlamda gelişim için ilişkilerin rolü oldukça büyüktür.

 

Yaşamımızı en çok etkileyen ilişki,en küçük birim olan ailede başlar.Anne - Baba - Çocuk üçgeninde her bireyin birbiriyle etkileşimi özellikle çocuk için büyük önem taşır.Çocuklukta yaşanan pek çok şey hatırlanmasa bile yetişkinlik döneminde,belkide yaşam boyu bilinçaltı etkileri,  davranışlarda ve yaşama bakış açısında etkilerini  gösterir.Bireyin karakteristik özelliklerine bağlı olarak ailede yaşanan çatışmalar ve travmalar ya çok derin yaralar bırakır, ve aşılması o birey için güçtür,yada tam tersi etki yaratarak, kişi  kendi olmak istediği birey olabilmek için, yaşadıklarını malzeme olarak kullanarak üstesinden gelebilir.

 

Evrende hiçbirşey tesadüf olmadığı gibi yaşanan hiçbir ilişkide tesadüflere bağlı değildir.Yaşadığımız her türlü ilişki bizim özgür irademizle seçimlerimizden oluşur.Siz kaderci bir anlayışla başınıza gelen hertürlü olumsuzluktan yaradanı yada başkalarını sorumlu tutarak kendinizi bir kurban olarak görebilirsiniz.Oysa bir kez yaşamınızda tüm sorumluluğu aldığınızda, herşeyden önce özgürleşirsiniz.Başkaları yerine " BEN " demeye başladığınızda,yaşamınıza çektiğiniz her türlü ilişkide olumlu ve olumsuz yanlarınızı daha objektif görüp kendinize yeni bir BEN olma şansı tanırsınız.

 

Hepimizin olaylara bakış açısı ve yaklaşımı farklılık gösterebilir.Ancak şöyle bir hayatınıza baktığınızda kendinizinde aynı olaya farklı zamanlarda, başka bir açıdan baktığınızı görebilirsiniz.Bu anlamda olaylar karşısındaki tutum ve davranışlarımız görecelidir.Birde başkalarının bakış açılarına bu gözle baktığımızda olası sonuçlar yüzlerce,binlerce olacaktır.Bu durumda ilişkilerimizi nasıl değerlendirmeliyiz?

 

Yaşamda herşey aldığımız derslerden ibarettir.Bu yaklaşımla baktığımızda, her ilişki bizim için bir kazanım olabilir.Bize olumsuzluk yaşatan olay ve kişileri unutmayız.Aslında unutturmayan duygusal zekamızdır.Her ne kadar beynimizle düşünüp karar versekte, bize acı veren bir olayı anımsadığımızda bizi etkileyen yaşadığımız duygudur.Peki şimdi bu duygularla nasıl başedeceğiz?

 

Çocukluğumuzda hatırlamadığımız ve bizi etkileyen travmalar, sosyal çevremizle edindiklerimiz, yaşadığımız kentler ve ülkemizin ekonomik ve kültürel etkileri, aldığımız eğitimler, en temel ihtiyaçlarımız için gerekli olan işimiz ve para kazanma kaygımız ve bunlara eşlik eden korkularımız, yaşadığımız her türlü ilişkiyi çok yakından etkiler.Sonuçta kendimizi  mutsuz hissettiğimizde; sıkışmışlık duygusu, kaçma isteği, derinde başarısızlık ve suçluluk duygusu gibi ruhumuza ve bedenimize etki eden duygularla başetmekte çoğu zaman zorlanırız.Ya şimdi bu denklemi bizim için kim çözecek?

 

Evrende ve yaşadığımız dünyada hiçbirşey çözümsüz değildir.Kendi gerçek kimliğinizi ve yaradılış özelliğinizi bilip inandığınızda sonsuz çözüm olduğunu anlayabilirsiniz.Evrenin hiçbir yerinde boşluk yoktur.Yolda giderken iki araba arasında bir boşluk olduğunda mutlaka başka bir araba gelip o boşluğu doldurur.Bu örneği kendi yaşamınızda her alanda görebilirsiniz.Üstelik o boşluğu neyle dolduracağınız sizin seçiminizdir.Çok acı çektiğinizi düşündüğünüzde bile, yaratıcılığınızı kullanıp kendinizi ne kadar acı çekebileceğiniz konusunda sınarsınız.Herkesin acı eşiği faklı olmakla birlikte asla ömür boyu süremez.Buna karşılık mutluluk öyle değildir.Yine sizin seçiminize bağlı olarak her durum ve koşuldan bir mutluluk payı çıkarabilirsiniz.Pollyanna hepimizin bildiği bir karakterdir.Birçoğumuz, karşımızdaki kişi yaşadığımız olumsuz bir olaya, olumlu bir bakış açısı getirdiğinde " amma Polyanna cısın.Hayat hiçte öyle değil... " gibi sözler sarfederiz.Oysa son yüzyılın ikinci yarısından beri bilinçaltı tekniklerinde düşünce gücü ve işleyişinin önemi kavranarak pek çok başarılı çalışmalar yapılmaktadır.Bunlardan en önemlisi " pozitif onaylama " dediğimiz kişinin kendi kendine yapabileceği telkinlerdir.

 

Herşeyden önce çevrenizi ve olayları değiştirmeye çalışmamalısınız.Bu gerçek anlamda boşa kürek çekmek olacaktır.Sizin kendinize bakış açınız çok önemlidir.Kendinizi seviyormusunuz? İçinizdeki yaşam sevinci kendinize yetiyor mu? Ya başkalarını ne kadar seviyorsunuz? Siz birilerinden birşey beklerken siz başkalarına ne veriyorsunuz? Dünya yoksa sadece sizin etrafınızda mı dönüyor? Tek acı çeken siz misiniz? Tüm haksızlıklara, hep siz mi maruz kalıyorsunuz?  Herkes elbirliği içinde sizi mutsuz mu etmek istiyor? Öyleyse yukarıda, sizin mutsuzluğunuzu isteyen bir Yaradan mı var ki, herşeye göz yumuyor?

 

Tüm yüce alem sevgi enerjisiyle var olup devinmekteyken,ve siz yaradılışın bir parçasıyken, nasıl olurda sizden sevgisini esirgeyen bir yaradan olabilir? Eğer tablonun tamamına bakabilseydik durumun hiçte sandığımız gibi olmadığını anlardık.Sorun olarak gördüğümüz herşey ama herşeyde çözüm yolunun sadece kendimizde olduğunu bilmek inanın tüm kapıları açan anahtardır.Çözüm SİZSİNİZ !

 

Hepimize bugüne kadar nasıl problem çözeceğimiz öğretildi.Yaşanmış deneyimlerden yola çıkarak yol haritaları belirlendi.Elbette her harita herkese uymadığı için pek çok yöntem genellikle başa sardı.Çözülmüş gibi görünen problemlerle insanlar defalarca karşılaşmak durumunda kaldı.Buda olası sonuçları doğurdu.Bıkkınlık, yılgınlık,kabullenmişlik, pes etme ve teslimiyet...ve buna eşlik eden başarısızlık duygusu, kendini değerli bulmama, pişmanlık,öfke ve kırgınlık duyguları ve tüm bunlarla başedemeyerek sorunun kaynağını dışarda arama eğilimi.

 

Şimdi ben size diyorumki;herbiriniz evrende bir boşluğu dolduran ve tüm evren tarafından sevgiyle kucaklanan muhteşem varlıklarsınız.Her birinizin içinde kendinizi istediğiniz şekilde ifade etme güç ve kudreti var.Sorunlarınızla başetmenin anahtarına herbiriniz sahipsiniz.Sadece bu anahtarı nasıl kullanacağınızı bilmiyor olabilirsiniz.Boşverin başkalarının yol haritalarını.O yollardan geçen siz değilsiniz.Hepimizin yaşamdaki ayak izleri farklıdır.Herbirimiz aynı yoldan geçsek bile apayrı duygu ve düşünceler taşıyabiliriz.

 

Yaşamı şekillendiren herşeyin sebebini, çoğu zaman dış unsurlarla değerlendiririz.Oysa bu bir yanılsamadır.Düşünceler gelip geçici ve değişkendir.Yargılarımız düşüncelere bağlı olarak ve kendi duygularımız doğrultusunda şekillenir.Onlarda yanılsamadan ibarettir.Bir tek atom çekirdeği, tüm yaşamın sırrına sahipken sizin bu bilgiden mahrum olmanız düşünülemez.Herşey içimizdekini dışarıya nasıl yansıttığımızda ilintilidir.Evren bir ayna gibidir.Sevilmediğinizi hissediyor ve ilişkinizde acı çeken taraf oluyorsanız, yani böyle düşünüp hissediyorsanız inanın evrenden size yansıyan benzeri ilişkiler olacaktır.Ve siz yine bahtınıza ve şansına küsüyor olacaksınız.İşinizde bir türlü yükselemiyor ve istediğiniz parayı kazanamıyorsanız ve sorumlu olarak kötü patron, ekonomik kriz, şanssızlık gibi düşünceleriniz varsa istediklerinize ulaşmanız oldukça güçtür.İşinizin patronu olabilirsiniz.İşler bir türlü yolunda gitmediğinde, yetersiz ve aptal bir ekibe sahip olduğunuzu düşünebilir ve kontrolün hep sizde olmasını isteyip, personelinize güvenmeyebilirsiniz.Dikkat dikkat ! tam tehlikenin ortasındasınız.Ne düşünürseniz evren size tamda bunu yansıtır demiştik.Öyleyse neden kendini tekrar eden durum ve olaylar yaşadığımız ortadadır.Çözüm neydi? SİZ ! peki anahtar ? yine SİZ !

 

Öyleyse artık " Çözüm OLmak " tan söz edebiliriz. " OLmak yada OLmamak.İşte bütün mesele bu..." William Shakespeare bu sözü onaltıncı yüzyılda söylemişti.Ancak zamanında pek iyi anlaşılmadığı kanısındayım.Bugün dahi anlamakta güçlük çekiyoruz.

Bulunduğumuz hal ve durum şimdiki sahip olduklarımızla ilgilidir.Olmak henüz var olmayan bir durumla ilintilidir.Olmak istediğimiz kişi yada gelecekte sahip olmak isteyeceğimiz  şeylerle ilgilidir.Bir ev, bir araba, bir iş, bir sevgili gibi.

 

Düşünce gücü nasıl işler başlıklı yazımı okuduysanız bilinçaltına etkilerini biliyor olmalısınız.Hem üretici hem yönetici olan düşünce bilinçaltına emir verir.Bilinçaltı yaratıcı alandır.Bu alanı ektiğimizi biçtiğimiz bir tarla olarak düşünebilirsiniz.Bu alanda doğru, yanlış, iyi, kötü gibi sanal değerlendirmeler yoktur.Ancak ektiğiniz düşünce tohumuna dikkat edin." Ben ne kadar şanssızım .. " dediğinizi varsayalım.Ne ektiniz? Şanssızlık tohumu.Ne biçmeyi bekliyorsunuz? Aynen toprak gibi, elma ektiğiniz bir tarladan armut bekleyemezsiniz öyle değil mi? Bu durumda niyetlerinizi belirlerken ektiğiniz tohumlar gerçekten önemlidir.

 

Az önce duygulardan söz etmiştik.Aslında hafızamızda kalan duyguların izidir demiştik.İşte size ikinci önemli anahtar.Duygular yaratım sürecinde gerçekten çok önemli rol oynar.Duygular katalizör görevi üstlenerek, niyeti besler.Nasıl ki toprağa ektiğiniz ürünü sulamanız ve her türlü zararlı böceklerden korumanız gerekiyorsa ( burada zararlı böcekler zaman zaman aklınızdan geçen olumsuz düşüncelerdir) niyetinizde duygular tarafından beslenmelidir.

 

Bu süreçte kararlılık ve eylem yasası daima dinamiktir.Niyetinizi duygularla beslerken, ya sonuca odaklanır ve hayatınızda gerçekleştiğinde neler hissedebileceğinizi imajine eder, yada sizi mutlu eden herhangi bir olaydaki duyguyu sonuç odağına yerleştirebilirsiniz.

 

Öyleyse olmak halini,yaratım sürecinde olmasını istediğiniz hal ve durumu şöyle sıralayıp birleştirebiliriz.

NİYET(tohum) + DUYGU (besleme) + EYLEM ( sulama ) + KARARLILIK = SAHİP OLDUĞUNUZ HER NE İSE (ektiğinizi biçtiğiniz hasat zamanı)

 

Yaratım süreci evet bu kadar basittir.Ancak çok önemli bir konu varki, o da tarlaya ne ekeceğimize gerçekten karar vermek.Buda ne istediğimizi gerçekten biliyor olmakla ilintilidir.Bazı durumlarda elma mı eksem armut mu eksem derken, tüm mevsimi hiçbirşey ekemeden geçirebiliriz.Çoğumuza olan tamda budur.Yada öyle istek ve arzularımız vardır ki, karpuz tarlasında hurma ağacı ekmeye benzer.

 

Evrende eşzamanlılık dediğimiz bir şey vardır ki; bazı istek ve arzularımız bizim istediğimiz zamanda gerçekleşmeyebilir.Tablonun tamamını göremediğimiz için  sonrasında o istek ve arzumuzun aslında bizim hayrımıza olmadığını farkedebiliriz.

 

Yaratım sürecinde siz kendi iç dünyanızda yaptığınız her değişim ve gelişim mutlak bir şekilde bulunduğunuz çevreye yansır, ve değişimi farkedersiniz.Bazı durumlarda hayatınızda var olan kişiler birden hayatınızdan çıkabilir.Bambaşka yeni insanlarla çevrelenebilirsiniz.Yada birlikte olduğunuz kişiler, sizdeki bu değişime göre farklı yaklaşımlar gösterebilir.Yıllarca şikayet ettiğiniz bir insanla çok daha yakın ve sıcak bir ilişki kurabilirsiniz.Değişen çevreniz yada insanlar değildir.Siz artık aynı pencereden bakmıyor olursunuz.Aynı pencere olsa dahi, siz aynı yöne bakmıyor olursunuz.Perspektif değiştirince herşey daha farklı görünür.Bu gelişimin ve büyümenin en çarpıcı yanıdır.

 

Unutulmaması gereken evrende her şeyin daima senkronize bir şekilde,  birbiriyle içiçe devinim halinde olduğu ve bizlerinde bu sürece eşlik ettiği gerçeğidir.Herşey bütüne hizmet eder.Yanlızca ego ya hizmet eden istek ve arzular kişinin ne kendine nede çevresine fayda sağlar.